LOADING

Type to search

Köşe Yazıları Mustafa Solak

İktidar “Tek Partili Döneme Benzemeye Başladı” mı?

yonetici May 21

Elif Çakır 18 Mayıs 2016 tarihli Karar gazetesindeki köşesinde “AK Parti nereye doğru gidiyor?” başlıklı yazısında “ ‘halkın kendi haline bırakılmaması gerektiğine’ şiddetle inanan Atatürk, halkı asla kendi haline bırakmayacak bir “tek partili rejim”in başındadır” ifadesini kullanmış. “Çocukluğundan bu yana “üstün insan” olduğuna inanan Atatürk ideolojik olarak “tek partili rejim”e inanan birisiydi” diye de eklemiş. [1]

Çakır Batı medyasında Atatürk’ün “otoriter”, “diktatör” olduğu yönünde haberler yer almasından dolayı Fethi Okyar’a Serbest Cumhuriyet Fırkası’nı kurdurduğunu ama İzmir Emniyeti’nin Okyar’ın İzmir’deki programını “güvenlik nedeniyle” iptal ettiğini ve sonrasında da kapatıldığını aktarmaktadır.

Çakır bu hikayeyi Bülent Arınç’ın Turgut Özal Üniversitesi’ndeki konuşmasının Ankara Emniyeti’nce ‘güvenlik nedeniyle’ ve MHP kongresinde devreye Ankara Valiliği’nin girerek ‘kongre yapılmayacak’ açıklaması yaparak iptal edilmesi” üzerine hatırladığını belirtiyor. Oysa “AK Parti’nin vaadi bu değildi. Erdoğan ve arkadaşları, bize böylesi bir Türkiye vaad etmemişlerdi” diyor.

Neden yalan söylüyorsunuz?

Mitinglerde elinde Kuran’la konuşan, sezaryenle doğuma karışan, apartmana gelen kişilerin ihbar edilmesini isteyen, hamile kadının sokakta gezmesine karşı çıkan, “başörtülü olmayan kadın perdesiz eve benzer” diyenleri, 6 yaşındaki kız çocuğun evlenebileceğini iddia edenleri destekleyen bir iktidar varken siz de onayladınız mı? Orduyu, aydınları operasyonlarla hapislere tıkarken “mermiye kafa atıyor” diyecek kadar iftiralara başvurmadınız mı?

Hepiniz orada değil miydiniz?

Size “vaad ettiği” bu değil de neydi?

Siz de bu vaade ortak olmadınız mı?

Örnekler çoğaltılabilir ama yazımızda esas üzerinde durmak istediğimiz nokta çok partililiğin demokrasi sanılmasıdır. Elif Çakır yazısının bir yerinde “muhalefete, eleştiriye hiçbir tahammülü olmayan” iktidarın “tek parti” döneme benzediğini iddia ediyor.

Demokrasi, “çok partili yaşam, serbest seçimler, hukuk devleti, serbestçe konuşma olarak” tanımlanır. Oysa bu söylenenler şekildir. Özüyle yani esasıyla ilgilenmek gerekir.

Demokrasi, bireylerin hukuk önünde eşitliği, ortak acıları, sevinçleri paylaşan yurttaşlık kültürü, eleştirel aklın önündeki engelleri aşma özgürlüğüdür. Demokrasi, padişahın kulu, şeyhin müridi, ağanın marabası olmak yerine hukuki güvencelere sahip özgür yurttaş olmak, yani ortaçağın eşitsizlikleri besleyen toplumsal kurum ve ilişkilerinden kurtulmaktır. Özgürlük biatta, kul ve mürit olmakta değil millet egemenliğini sağlayan Cumhuriyet’in yurttaşı olmakta, laikliktedir. Eşitlik, yurttaşlık kavramları 1640 İngiliz, 1789 Fransız Devrimleriyle gündeme girmiştir. Bu tespiti Atatürk de “Türkiye, şeyhler, müritler, mensuplar ülkesi olamaz” sözüyle ortaya koymuştur.

Bu devrimler ve bizim Cumhuriyet devrimimiz kralların, padişahların tebaası, feodal beyin yanında toprağa bağlı köle olunmasına karşı ve egemenliğin ilahi kökenli değil millete dayalı olduğu şiarıyla gerçekleşti. Eşitlik, özgürlük, yurttaşlık, kardeşlikten oluşan demokrasi devrimler sayesinde insanlığın gündemine girmiştir. Demokrasi, feodal beylerle (ağalarla), soylularla, kilise, din adamları, krallarla, padişahlarla çarpışarak ilerlemiştir. Demokrasiyi

“din-devlet, “cemaatlerin devletin müdahalesi olmaksızın serbestçe örgütlenme özgürlüğü” görenler teokrasiye kapı açmaktadırlar. Cumhuriyet devrimi iki hukuklu, iki eğitimli, iki aileli, iki ekonomili, iki takvimli, iki saatli, kısacası iki düşünceli bir toplumu ortadan kaldırarak laik, hukuk önünde eşit bir toplum yaratamaya çalışmıştır. Çakırlar “demokratik bulmadığı”, tek kişiye dayanan, kadının söz hakkının olmadığı ortaçağ düzeninin hortlamasına izin verilmemesidir. Devrimin kendisini savunmasını, pekiştirmesini istemektedirler. Bu esası gözden kaçırarak demokrasiyi çok partililikle, parti (SCF) kapatmakla özdeşleştirmesi kafa bulandırmaktır. Tersinden şu sorulabilir:

O zaman eleştirdiği iktidarın yarattığı bu düzeni çok partili diye gittikçe “demokratikleşiyor” diyebilir mi?

Buna yanıtı zaten “hayır”. Aslında Çakır çok partililiğin demokratik olmak için yetmediğini kendisiyle çelişerek ortaya koyuyor. Demokrasi özünde farklı inanç (farklı din, mezhepten veya dini inancının olmaması), millet, etnik köken, cinsiyet üzerinden davranış geliştirmemek, eleştirel akla saygı göstermektir. Bunların olup olmadığını sorgulamaksızın serbest seçim, çok partililik, yasaklama, serbest bırakma, kapatma kavramlarının çekiciliğine veya iticiliğine sığınmak insanı budala yerine koymaktır. Emperyalizm karşı bağımsızlığı, din üzerinden inanç sömürücülüğüne karşı laikliği, sermayenin emek sömürüsüne karşı Halkçılığı savunmak demokrasidir.

Bunun yanında laik Cumhuriyet’i savunan kesimin Ahmet Davutoğlu’nun görevden alınması karşısında “milletin seçtiği kişiye yapılan antidemokratiktir” demesi de demokrasiye şekilci bakmaktır. Demokrasi sandık, seçim değildir. Davutoğlu’nun oraya gelmesi kendi iradesiyle, seçimle olmadığı için gitmesine de “antidemokratiktir” denilemez. Demokrasi kral, padişah, kilise, halife, en, ağa kesimine karşı milletin egemenliğini kullanılması, din, mezhep, cinsiyet, etnik aidiyetlerin dışında yurttaşlık kültürü etrafında birleşmektir. Örneğin kadını hor görmeye, sübyancılığı teşvik etmeye yönelik cümleler “söz hürriyeti” girmez. Aksine bu sözlerin cezalandırılması demokrasinin gereğidir.

Bülent Arınç’ın konuşturulmamasına tepki gösteren Çakır, Arınç’ın “kadın toplumda kahkaha atmamalı” sözünü neden “antidemokratik” bulmaz!

Bu konuda feodal sınıfın toplumdaki üstünlüklerini yok etmeye yönelik çabalardan olan 26 Kasım 1934 tarihli “Efendi, Bey, Paşa Gibi Lakap ve Ünvanların Kaldırılmasına Dair” yasanın gerekçesinde “Türk devriminin en açık niteliği, demokratlıktır” deniyordu. [2]

Lakap ve ünvanların, “eski sınıf ve üstünlük anılarını” yaşattığı belirtiliyordu. “Şeyhlik, dervişlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, muskacılık, falcılık ve türbedarlık, Ağa, hacı, hafız, hoca, molla” gibi ayrıcalık bildiren lakap ve unvanların kaldırılmasıyla feodal sınıfın varlığı hukuki olarak engellenerek toplumu sömürmelerinin önüne geçilmeye çalışılmış ve toplumsal ilişkilerde biat kırılarak eleştirel aklın, bilimin referans alınması sağlanmıştır. Böylece toplumsal huzur sağlandığı gibi toplumsal ilişkiler çağdaş hale getirilmiştir.

Dipnotlar [1] https://www.karar.com/yazarlar/elif-cakir/ak-parti-nereye-dogru-gidiyor-1111

[2] Mustafa Solak, Atatürk’ün Bakanı Şükrü Kaya, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2013, s.334.

Mustafa Solak solak81@outlook.com

Mustafa Solak
solak81@outlook.com

Facebook Yorumları

Leave a Comment

Your email address will not be published. Required fields are marked *

Time limit is exhausted. Please reload CAPTCHA.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: